🕹️ Atatürk Ile Ilgili Duygu Ve Düşünceler

Ataturkun düşünce özgürlüğü ile ilgili sozleri - Mynet Cevaplar Görüşleriniz başkaları için çok değerli 4Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Dünyasını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, TTK yay., Ankara, 1981. 5 Konu ile ilgili Atatürk’ün kendisinin yaşamından anlattığı kesitlerde ve onun yaşamını ele alan bibliyografik Atatürkün Duygu Düşünce Ve Kişilik Özelliklerini İfade Eden Sözler Atatürk söyledikleri ve yaptıklarıyla her zaman örnek bir şahıs olmuştur. İşte onun örnek karakterini ifade eden sözleri: Çalışmak: “Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.” “Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç Atatürkten Düşünceler - İ İ İKTİSAT « Ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felâketlerden yakasını kurtaramaz. » (1924) İLERLEME « Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki, fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. » OkumaKültürü tema kapağında yer alan özdeyişlerden birini seçiniz. Bu özdeyişin sizde uyandırdığı duygu ve düşünceleri anlatacağınız bilgilendirici bir metin yazınız. Dünyada cehaletten daha kötü hiç bir şey yoktur. Ne yazık ki ilimin bilimin olmadığı yerde her zaman cahillik ve kan savaş vardır. Atatürktarafından yazdırılmıştır:Güzel sanatlar terimini, Türkler zannediyorum pek haklı olarak 1-Musiki, 2-Resim, 3-Heykeltraşlık, 4-Edebiyat, 5-Mimarlık, 6-Rakstan oluşmuş saymışlardır. Bu dal, insan topluluklarının yüksek niteliğini belirlemede çok büyük önem taşır. Bu yüksek kıymet, yüksek incelik, maharet Stresleilgili günlük kayıtlar tutmak (olay, başlatıcı, o sırada akıldan geçen düşünceler, duygu, davranış kaydı) farkındalığı arttıracaktır. duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak alarm sistemini çalıştırır. Sürekli tetikte olmak ve tehlike ile Ancakbu, Mantıkçı kişilikler bilmedikleri yüzlerin olduğu ortamlardaysa müthiş bir utangaçlık ile yer değiştirir ve eğer mantıklı çözümlemeleri veya teorilerinin eleştirildiğine inanırlarsa, arkadaş canlısı sohbet kısa sürede kavgacı bir hal alabilir. Mantıkçılar özellikle daha da heyecanlandığı zaman, sohbet Senrahat uyu paşam. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, vatanı ve milleti adına yaptığı büyük işler için şükranla anıyor, manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum. Ruhu şad olsun. Ey yüzü gibi kalbi de güzel insan emanetlerine sahip çıkacağımıza söz verirken bir On Kasımı daha seni yâd ederek anıyoruz. uDrd. Atatürk'ün Duygu Dü?ünce Ve Ki?ilik Özellikleri ?le ?lgili Sözler Atatürk'ün Duygu Dü?ünce Ve Ki?ili?i Hakk?ndaki Sözleri Merhaba Sevgili Melek'ler ve bizi ziyaret eden siz sevgili misafirler, bu yaz?m?zda Türk Ulusunun lideri Mustafa Kemal Atatürk'ün söylemi? oldu?u ve kendisinin duygu ve dü?üncelerini yans?tan güzel sözleri sizler ile payla??yoruz. Buyrun Atatürk'ün duygu dü?ünce ve ki?ili?i hakk?ndaki sözleri burada arkada?lar?m! Atatürk söyledikleri ve yapt?klar?yla her zaman örnek bir ?ah?s olmu?tur. ??te onun örnek karakterini ifade eden sözleri Çal??mak "Kendiniz için de?il, ba?l? bulundu?unuz ulus için elbirli?i ile çal???n?z. Çal??malar?n en yükse?i budur." "Denebilir ki, hiçbir ?eye muhtaç de?iliz, yaln?z bir tek ?eye ihtiyac?m?z var Çal??kan olmak! Servet ve onun do?al sonucu olan rahat ya?amak ve mutluluk, yaln?z ve ancak çal??anlar?n hakk?d?r. . Ya?amak demek çal??mak demektir." "Türk, ö?ün, çal??, güven." Dil "Ülkesini, yüksek istiklalini korumas?n? bilen Türk milleti, dilini de yabanc? diller boyunduru?undan kurtarmal?d?r." "Türk dili, dillerin en zenginlerindendir." E?itim "Okul sayesinde, okulun verece?i ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanat?, Türk ekonomisi, Türk ?iir ve edebiyat? bütün güzellikleriyle geli?ir." "Bir millet, sava? meydanlar?nda ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin ya?ayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir." "E?itimdir ki, bir milleti ya özgür, ba??ms?z, ?anl?, yüksek bir topluluk halinde ya?at?r; ya da esaret ve sefalete terk eder." Sanat "Sanats?z kalan bir milletin hayat damarlar?ndan biri kopmu? demektir." "Yüksek bir insan toplulu?u olan Türk Milleti' bir özelli?i de, güzel sanatlar? sevmek ve onda yükselmektir." "Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurba?kan? olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazs?n?z." "Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çal??malardan sonra aln?nda ????? ilk duyan insand?r." "Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz." "Bir milletin sanat yetene?i güzel sanatlara verdi?i de?erle ölçülür." Medeniyet "Medeniyet öyle bir ???kt?r ki, ona kay?ts?z olanlar? yakar, mahveder." Medeni olmayan milletler, medeni olanlar?n ayaklar? alt?nda kalmaya mahkumdur." Spor "Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlakt?r." "Türk gençli?i, sa?l?kl? yeti?ip spor yaparsa ulusumuzun gelece?i güvence alt?ndad?r." "Sporda ba?ar?l? olmak için bütün milletçe sporun niteli?i ve de?eri anla??lm?? olmak ve ona kalpten sevgiyle ba?lanmak ve onu vatan görevi saymak gerekir." "Ben Türk gençli?inin spor yaparak güçlü olmas?n? isterim." Birlik Ve Beraberlik "Bir ulus, s?ms?k? birbirine ba?l? olmay? bildikçe yeryüzünde onu da??tabilecek bir güç dü?ünülemez." "Bugün vatan?m?zda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dima??ndan do?mu?tur. Milli s?n?rlar içinde bulunan yurt parçalar? bir bütündür; birbirinden ayr?lamaz." Ahlak "Bir milletin ahlk de?eri, o milletin yükselmesini sa?lar." "Bir millet, zenginli?iyle de?il, ahlak de?eriyle ölçülür. "Sayg?s?zl???n, sald?r?n?n küçü?ü, büyü?ü yoktur." "Samimiyetin lisan? yoktur. Samimiyet sözlerle aç?klanamaz. O, gözlerden ve tav?rlardan anla??l?r." Bilim "Bilim ve fen nerede ise oradan alaca??z ve ulusun her bireyinin kafas?na koyaca??z." "Hayatta en hakiki mür?it, ilimdir." Cumhuriyet "Cumhuriyet, dü?üncesi hür, anlay??? hür, vicdan? hür nesiller ister." "Ey yükselen yeni nesil! ?stikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz." "Cumhuriyet dü?üncede, bilgide, sa?l?kta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister." "Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halk?n geli?imini ve yükseli?ini sa?layan, onlardan esirlik, soysudur." "Cumhuriyetimizin dayana?? Türk toplumudur." Gençliğe Hitabe ile ilgili kompozisyon örnekleri sunduğumuz bu sayfada gençliğe hitabe ile ilgili duygu ve düşünceler, gençliğe hitabeden anladıklarımız, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin anlam ve önemi üzerinde durduk. Gençliğe Hitabe hakkında kısa ve uzun kompozisyon örneklerini giriş gelişme sonuç halinde yazdık ve başlıklar kullandık. Faydalı olması dileğiyle. Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi GENÇLİĞE HİTABE Kısa Kompozisyon Mustafa Kemal Atatük'ün ’Ey Türk Gençliği!’’ diyerek başladığı hitabe, Türk gençlerinin önünü görebilmesi ve geleceğe emin adımlarla yürüyebilmesi için yapılmış muhteşem bir hitabedir. Ulu Önder, öngörülü kişiliğiyle gelecekte neler olabileceğinden bahsetmiş, tüm gençleri her türlü tehlikeye karşı daima hazır olmaları için uyarmıştır. Hitabeye göre Atatürk’ün gençlerden istediği ilk ve en önemli şey Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza dek korumaları ve yaşatmalarıdır. Ülkemizi korumanın tüm gençlerin en önemli görevi olduğunu vurgulamıştır. Atatürk'e göre Türkiye Cumhuriyeti sadece dışarıdan gelecek tehlikelere değil, içeriden gelecek tehlikelere de maruz kalabilmektedir. Ülkemiz dış ülkeler tarafından işgal edilebileceği gibi ülkeyi yönetenler tarafından da yıkılmaya terk edilmiş olabilir. İşte, gençler hem dış hem de iç tehlikelere karşı daima hazır olmalı ve ülkelerini korumak için bütün varlıkları ile mücadele etmelidir. Vatan her şeyden daha üstün bir varlıktır ve gençler bunun bilincinde olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyacak ve onu daha ilerilere götürecek güç gençlerde vardır. Gençler isterse başaramayacakları hiçbir şey yoktur. -SON- GENÇLİĞE HİTABE Uzun Kompozisyon Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, vatanını ve milletini en çok seven şahsiyetlerden birisiydi. Nitekim içindeki bu vatan ve millet sevgisini hayatının tüm aşamalarında fazlası ile belli etmiş ve bu değerler için çok mücadele etmiştir. Atatürk'e göre bir toplum için en önemli şey vatandır ve vatan, gerekirse ölümün bile göze alınıp korunması gereken bir varlıktır. Atatürk, ülkemizin düşmanlardan kurtarılması ve kurtarıldıktan sonra da çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarılması için her şeyi yapmıştır. Ancak kendisinden sonra da bu devletin varlığını sürdürebilmesi için bazı fedakarlıkların yapılması gerektiğini bildirmiştir. Ona göre bu fedakarlığı yapacak, memleketi asıl koruyacak olan ise gençlerdir. Atatürk, gençlere fazlasıyla güvenmiş ve bunu neredeyse her sözünde açıkça göstermiştir. Atatürk, hem cesur hem de akıllı bir devlet adamıydı. Ülkemizin düşman işgalinden kurtulması ve bugünlere taşınmasında onun cesareti, aklı ve zekasının büyük bir önemi vardır. O, daha kendi döneminde bile onlarca belki de yüzlerce yıl sonra bile neler yaşanabileceğini, memleketin başına neler gelebileceğini kestirmiş ve tüm ihtimalleri göz önünde bulundurarak gençlerin daima uyanık ve hazır olmalarını söylemiştir. Atatürk, gençlere büyük bir görev vermiştir. Bu görev ise vatanı her şartta korumak ve onu sonsuza taşımaktır. Vatan kurtarılmış olsa da Atatürk'e göre yıllar sonra yeniden düşman devletler tarafından işgal edilmesi tehlikesi vardır. Düşmanlar yıllar sonra ülkeyi parçalayabilir, Türk ordularını dağıtabilir ve yönetimi ele geçirmiş olabilir. Aynı şekilde devletin yönetimini üstlenen hükumetler devletin tüm imkanlarını kendi çıkarları için kullanıyor olabilir. İşte, ne tür bir tehlike olursa olsun, ülkenin durumu nasıl olursa olsun Atatürk'e göre kurtuluş yolu her zaman vardır ve bu kurtuluşu sağlayacak olanlar ise gençlerdir. Gençlere bu konuda büyük görevler düşmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlerden istediği şey, memleketin durumu ne olursa olsun onu kurtarmaları ve korumalarıdır. Bu güç ve istek, tüm Türk gençlerinin yüreğinde bulunmaktadır. -SON- Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinden neler anlıyorsunuz, Gençliğe Hitabe ile ilgili duygu ve düşünceleriniz nelerdir sorularının cevabını kompozisyonlar halinde verdiğimiz sayfamızı beğendiğinizi umarız. Sizler de Gençliğe hitabe ile ilgili kompozisyon örnekleri yazıp yorum bölümünde paylaşabilirsiniz. Bu yazımızda Atatürk ile ilgili duygu ve düşünceler kompozisyon konusu üzerinde kısaca ülkesini her şeyden çok fazla seven inanılmaz bir liderdi. Onun vatanı adına katlandığı zorluklar, milleti bir araya getirmek için canla başla çalışması ve düşmana asla boyun eğmemesi ne kadar sarsılmaz bir kişiliği olduğunu yaptığı inkılaplarla devletini hep ileriye taşımak isteyen yenilikçi bir liderdir. Onun tek amacı Cumhuriyetimiz sonsuza kadar yaşasın şeklindeydi. Milletimiz her alanda dünyanın önde gelen toplumları arasında yerini almalıydı. Bu anlamda halkımıza taktığı meş'aleyi emanet etmiştir. Onun ışığında yürüdükçe ülkemiz hep daha iyi yerlere gelecektir. Aynı zamanda Atatürk özgürlüğün, cesaretin, çalışkanlığın vatanı için her şeyi göze alacak derecede göz kara bir yiğittir. Düşmanlara karşı her zaman üstünlük kurmayı hedeflemiştir. Komutasındaki askerle verdiği taktikler ne kadar sağlam bir akla sahip olduğunun göstergesidir. Bence Atatürk bu dünyada çok ayrı bir karaktere sahiptir. Onun liderlik vasfının bir benzeri henüz yoktur. Kahramanlığı, kararlılığı, ileri görüşlülüğü, akla ve bilime önem vermesiyle O, dünyanın eşsiz devlet adamlarının başında olarak Atatürk'le aynı millete mensup bir birey olmak bizim için çok büyük ayrıcalıktır. Onun şartlar ne olursa olsun önce vatanını, milletini, ülkesini düşünmesi çok etkileyicidir. Böylelikle vatan sevgisi nasıl olurmuş anlamalıyız. ZiyaretçiZiyaretçi 18 Aralık 2008 Mesaj 1 atatürkün müzikle ilgili duygu ve düşünceleri nelerdir???? yardım ederseniz seviniriz EN İYİ CEVABI fadedliver verdi İnsan siyasal bir yaratık olduğu kadar, uygar bir yaratıktır aynı zamanda. İnsanın siyasal yaratık olarak düşüncelerinin eseri, Devlettir, uygar duygularının eseri ise sanattır. Devlet ve sanat kavramları birbirine kapalı da değildir. Çünkü ikisinin de ortak kaynağı, temeli ve ülküsü toplum ile ilgilidir. Sanat, gerçeklerini toplum vicdanından alır toplum ile bağlantısını yitirmeksizin, onu aynı ülkü istikametinde yüceltmek için çalışır. Atatürk, yeni Türk devletine modern devlet örgütleri kazandırırken, yeni Türk sanatına, çağdaş anlamda gelişmesi ve ilerlemesi için, yeni bir espri getirmiş ve yeni bir yol açmıştır. Atatürk, sanatçı gibi ince ruhludur; yaratıcı bir muhayyelesi vardır ve kalbi insanlık duygularına açıktır. Bu özellikleri düşünce ve duygularına hâkimdir. O’nun Büyük Nutkunda ve öteki demeçlerinde başkalarına küfür, hakaret ve iftira yoktur. Yalandan nefret eder ve yalan söylememiş olmakla övünür. Atatürk’ün, yeni Türkiye’yi geliştirmesinde hâkim olan ruh ve düşünce, sanat düşüncesi gibi, evrensel etkilidir. Öte yandan güzel sanatları, eğitim, bilim ve kültür devriminin bir parçası olarak görür ve bunu her zaman tekrarlar1. Bu nedenledir ki, lâiklik ilkesini, sanat özellikle resim ve heykel sanatıyla yakından ilgili görür, bu nedenle bu iki sanat dalında gelişmek gereğine inanır ve bu bağlamda İslâmiyetteki tasvir yasağı üzerinde durur ve böyle bir yasağın olmadığını, İslâmiyetin ilk yıllarında puta tapmayı önlemek için getirilen düşüncelerin yanlış yorumlandığını savunarak, yanlış kanıları kırmaya çalışır2. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, sanat yaşamında gözlenen köklü değişiklikler Atatürk Devrimi diye nitelenen geniş kapsamlı olayın içinde yer aldı. Bu nedenle edebiyat, resim heykel ve müzik alanında ortaya konan girişimleri, kültür devrimi kapsamında görmek gerekiyor. Bu noktada Ferit Celâl Güven’in Ekim 1938 de yazdıklarından hareketle Atatürk’ün sanat ve sanatkâr bakışına ilişkin gözlemlerini aktaran bazı cümlelerini buraya alıyoruz “... Güzel sanatları, ruhların mürşidi, büyük bir mürebbisi olarak bize izah ederdi. O, sanatkârı ve sanatı, inkılâbın hizmetine, orduları vatan hizmetine çağırdı. O, Türk vatanı üzerinde, asırlarca sanatkârlara mevzu olabilecek, bin türlü bedialar vücuda getirdi. Eğer Türk sanatkârı bu bediadan, bu baş döndürücü mevzuları sadakatle taklit edebilirse kendisinden bekleneni ödemiş olabilir.... O’nun nazarında sanat; şahlanmış, telkin etmek istediğini korkusuz, tereddütsüz yapan sanattı. Sanatta neşe, tazelik, büyüklük, cesaret arardı, kütlelerin müşterek duygularını birden harekete getirmesini bilmeyen sanata kıymet vermezdi....”3. Atatürk’ün sanata ve bu arada resme olan ilgi ve alâkası öğrencilik yıllarına kadar iner. Bu hususla ilgili bir alıntıyı Kinross’tan aktarıyoruz “... Ali Fuat’la dost oldu. Yaz mevsiminde bir hafta sonunu Büyükada’da geçirmeye karar verdiler. Oteller pahalı olduğu için çamlıklarda kamp kuracaklardı.... çevredeki tabiat güzellikleri, mis gibi kokan çamlıklar, parıltılı deniz, yıldızlı gökyüzü kendilerinden geçirmişti onları... bir ara Mustafa Kemal dedi ki “Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resim üzerinde de dursaydım, Harbiye de dört duvar arasında kapanıp, kalmazdım... sabahleyin şafak söker sökmez de resim yapmaya başlardım.” 4 Sanatkâr, Atatürk için neyi ifade ediyordu? Diğer bir ifade ile Atatürk’e göre sanatkâr nasıl olmalıydı? İşte bu hususla ilgili bazı sözleri “Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” 1923 “Hepiniz mebus olabilirsiniz. Vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız. “ 1930 Bu sözler ile sanatın yaratma gücüne dayandığını, bunun da Allah vergisi olarak doğuştan geldiğini belirtiyor. “Sanatkârlarımızın mütemadi ve feyyaz mesaisinin daima takdirkârı bulunduğumu selâm ve hürmetlerimle beraber cemiyet azasına tebliğ etmenizi rica ederim. “ 1923 Hem bu sözler hem de “sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür.” 1930 sözü açık bir ifadeyle sanatkâra duyulan saygının bir göstergesiydi. Sanatkârı sürekli çalışan, çok verimli ve saygın insan olarak nitelendiren Atatürk, güzel sanatları, Türk ulusunun tarihi bir özelliği olarak görüyor, sanatın yaşamsal özelliğe sahip olduğunu vurgulayarak, ulusal bir ülkü şeklinde nitelendiriyordu. Bu arada sanatçıların işleyecekleri konular için bitmez tükenmez millî sanat hazinelerine yakın ve uzak tarihimize dönemlerine işaret ediyordu. Sanatı güzelliğin ifadesi olarak nitelerken, ulusların ilerleme yolunda belirli bir yerlerinin oluşmasını resim ve heykel yapmalarına, tekniğin gerektirdiklerini uygulamalarına ve sonuç olarak da insanların olgunlaşmasına bağlar. Güzel sanatların devrimler içindeki konumunu da şöyle ifade eder; “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat’î delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır”5. Cumhuriyetin onuncu yılındaki söylevinde güzel sanatlara da yer vermiştir. Bu söylevinde Türk milletini yüksek bir insan cemiyeti olarak niteleyerek, onun tarihi vasıfları içinde güzel sanatları sevmek ve onda yükselmenin de bulunduğuna işaret ediyordu6. 20 Eylül 1937 de Türkiye, ilk resim galerisine Atatürk’ün eliyle açıldıktan sonra sahip oldu7. Galerinin açılışı dolayısıyla sanatkârlara şöyle seslenir. “...Türkün eli işler, gözü güzeli görür, hissî heyecanda olursa, o yalnız kendi milletine değil, cihan kültürüne de örnekler ve şaheserler verecek kudretler gösterecektir.,”8 Görüldüğü üzere Atatürk, yukarıdaki alıntılarda olduğu gibi bu alıntıda da üzerinde durduğu göze çarpan husus güzel sanatların hem Türk kültürü ve hem de dünya uygarlığı içinde ne denli önemli bir işlev göreceği idi. Atatürk’ün resimler için durduğunu gösteren pek az kanıt vardır. Örneğin, ressam İbrahim Çallı “Türk milletinin gönlündeki Mustafa Kemal’in portresini yapmama izin verir misiniz paşam?” diye sorduğunda, “madem ki gönüllerde yaşayan Mustafa Kemal’i çizmek istiyorsun, benim modelliğime ihtiyaç yok”9, diye cevap verir. Çallı’ya bir portresi yaptırılmasına rağmen, O’nun durup durmadığı kesin olarak belli değildir. Yakınlık gösterdiği, hatta “sofra”sına davet ettiği ressamlar “bu yüksek sanatkâr” dediği İbrahim Çallı ile, en sevdiği portresini yapan Mihri Müşfik Hanımdır10. Mihri Hanım’ın yaptığı portre, İzmir’e düşmanın arkasından çizmelerinin tozu ile giren, sırtında pelerini ayakta, soldan gelen ışıkla gözleri ışıklar saçan Gazi’yi göstermektedir. Tablo tam bir boy portredir. Ancak, Atatürk’ün bu resim için durup durmadığı belli değildir. Yalnız, O’nun o zamanki hükümet tarafından bir yabancı ressama bir portresi sipariş edilir. Gazi, bu ressama bir süre durmuştur. Portrenin, kimi davetlilerce tam benzemediği belirtilir. Atatürk, bu görüşler karşısında, “olabilir fakat inanır mısınız bu portre bir aralık bana son derece benzemişti. Fakat üstat durmasını bilmedi. Sanatkârlar, kumandanlar gibi durmasını bilmelidirler. Aksi halde, vardıkları muvaffakiyet zümresinden iniş başlar....”11. “Çirkine tahammül edemiyorum “l2 diyen Atatürk’ün katlanamadığı bir diğer husus da, resimde kahramanlığı yanlış biçimde yorumlamadır. Onu sinirlendiren resim, yerde yatan bir Yunanlının göğsüne, süngüsünü saplayan Mehmetçiği göstermektedir. Tablo, Çankaya’ya bir tanıdığı tarafından gönderilmiştir. “ Ben kana bakamam. Bir tavuğun bile boğazlanmasına tahammül edemem “ diyen bu insanı, baktığı resim, Mehmetçiği küçülttüğü için de yaralar. “Kapatın ve kaldırın şunu ne iğrenç manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına” 13. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Türk ressamlarının yeni devlet felsefesine içten bir uyum gösterdikleri, yapıtlarını bu doğrultuda verdikleri görülür. Milli bilinci yerleştirme çabaları ve çağdaş bir devletin gerektirdiği toplumsal ve kültürel kurumları oluşturma çalışmaları, bir bakıma Türk sanatçısının yolunu aydınlatmıştır. 1930’larda yapılan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarında, konuyu simgesel ve alegorik görünümlerle yansıtma çabası ağır basar. Atatürk figürü, bu tür tablolarda, resmin merkezi ağırlığını oluşturmakta, etrafını köylü ve kentli insanlar çevirmekte, bağımsızlık tutkusunun ulusça paylaşıldığını vurgulayan yorumlara öncelik verilmektedir. Bu resimlerde coşku, sevinç, ulu önderin çevresinde halkalanmanın getirdiği değişmez bir mutluluktur. Hemen tümü, bu mutluluğu, kendi açılarından, bir kompozisyonun temel etkinliği olarak işlemişlerdir. Örneğin, Ankara Halkevi’nin düzenlediği Onuncu Yıl İnkılâp Sergisi’ne önemi gereği, bütün sanatçılar katıldılar. Atatürk’ün ilgi ile izlediği, gezdiği sergide, daha çok devrimlerle ilgili konularla Atatürk portrelerine ağırlık verilmiştir. 1924’te Avrupa’ya sanatçıların gönderilmesi, Avrupa’dan dönenlerin Yeni Resim Cemiyeti’nin uzantısı sayılan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’ni kurarak modern resmin temelini atmaya çalışması, 1933’te “D Grubu”nun kurulması, aynı yıl ressamlar için “Yurt Gezileri’nin düzenlenmesi, yine 1930’larda kurulan ve amacı, sanat alanındaki tüm çalışmaların “ulusal ülküye uygun olarak yürütülmesine ve yayılmasına, ulusun bu yönden yetişmesine ve yücelmesine” çalışmak olan Ar Genel Direktörlüğü’nün oluşturulması ve güzel sanatlar, kültür açısından önem taşıyan AR dergisinin çıkartılması, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çeşitli kentlerde sergiler düzenlenmesi, Atatürk döneminin sanata ve resme bilinçli olarak koruyuculuk yapmasının kanıtlarıdıkaynak Atatürk ve Müzik Atatürk insan hayatında müziğin çok önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. 14 Ekim 1925'te İzmir Kız Öğretmen Okulu'nu ziyaretlerinde öğrencilerin "Hayatta musiki lazım mıdır?'' sorusuna şu cevabı vermişti -"Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzuu bahs olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musikinin nev'i şayan-ı mütalaadır." Müziğin insan hayatındaki ônemine işaret eden ve dinlenecek müzi^ğin çeşidine dikkati çeken Atatürk, her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir. Ata'nın Türk Müziği üzerinde yenilikler yapmak istemesinin temel sebepleri şunlardır 1. Ziya Gôkalp'in Türkçülüğün Esasları eserindeki gôrüşlerinin etkisi Ziya Gôkalp'in müzik konusundaki gôrüşlerini Atatürk'ün paylaştığını ve bu gôrüşler doğrultusunda çalışmalar yaptığım gôrüyoruz, Gökalp'in Sayın Oransay tarafından tamamı alınan gôrüşlerinden kısa bölümler şunlardır -''Memleketimizde bunlardan başka yan yana yaşayan iki musiki vardır. Bunlardan birisi halk arasında kendi kendine doğmuş olan Türk Musikisi, diğeri Farabi tarafından Bizans'tan tercüme ve iktibas olunan Osmanlı Musikisi'dir. Türk Musikisi ilham ile vücuda gelmiş, taklitle hariçten alınmamıştır. Osmanlı musikisi ise taklit vasıtasıyla hariçten alınmış ve ancak usulle devam ettirilmiştir. Bunlardan birincisi harsımızın kültürümüzün ikincisi ise medeniyetimizin musikisidir." -''Etnografya Müzesi bunlardan başka her nahiyedeki lisani savtiyyat fonetik ile halk melodilerini nağmelerini ya fonograf aletiyle yahut nota usulü ile zapt eder. Demek ki Etnografya Müzesinin behemehal bir fotoğrafçısı, bir fonografçısı ve notacısı bulunmak lazımdır... Koşmalar, türküler ve nağmeler de hakiki saz şairlerinden alınmalıdır." -"İstanbul'da mevcut bulunan Darülelhan, düm-tek usulünün, yani Bizans musikisinin Darülelhanıdır. Bu müessese iptidai unsurları halkın samimi melodilerinde tecelli eden ve Avrupa musikisine tevfikan armonize edildikten sonra asri mahiyet alacak olan hakiki Türk musikisine hiç ehemmiyet vermemektedir". -"Avrupa musikisi girmeden evvel, memleketimizde iki musiki var^dı Bunlardan biri Farabi tarafından Bizans'tan alınan şark musikisi, diğeri eski Türk musikisinin devamı olan halk melodilerinden ibaretti." -"Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız Şark musikisi, garp musikisi, halk musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir? Şark musikisinin hem hasta, hem de gayr-ı milli olduğunu gördük. Halk musikisi harsımızın, garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde milli mu*****iz, memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır. Halk mu*****iz birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz." Atatürk'ün Türk Müziği hakkındaki görüşleri ve yaptığı yenilikler Ziya Gökalp'in görüşlerine ve programına çok yakındır. Nitekim 1930 yılında Alman gazeteci Emil Ludwig'le yaptığı görüşmede Ludwig'in doğu müziğiyle ilgili görüşlerine şu cümlelerle itiraz etmiştir -"Bunlar hep Bizans'tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki mu*****iz Anadolu halkında işitilebilir. " Bilindiği gibi Ziya Gökalp müzikolog değildi. Müzikle ilgili bilgiler; köklü bir eğitime dayanmıyordu. Eski Yunan müziğindeki çeyrek seslerle Türk Müziğindeki koma sesleri birbirine karıştırarak, Farabi'yi de işin içine sokarak Türk Müziğini Yunanlılara mal edivermişti. Şayet bizim müziğimiz Yunan kökenli olsaydı bugün dünyanın 1 numaralı müziği olarak her yerde dinlenirdi. Yunanlılar propagandayla bunu sağlarlardı. Müzikolog Muammer Sun, Ziya Gökalp'in iddialarıyla ilgili olarak görüşlerini şöyle açıklamıştır -''Bu konu çok tartışıldı. Bu müzik bize Bizans'tan geçmemiştir. Araplar da bize hediye etmemişlerdir. Bu musiki bizim insanlarımızın, adı sanı belli insanlarımızın yarattığı musikidir ve mu*****izdir. Bizim Klasik Türk Mu*****izi Araplara ve Bizanslılara maletme ve bir de Batılılaşmanın etkisiyle alafranga-alaturka kavgası çıkmış, Batılılaşmacılar alafrangacı, "Aman müziğimiz değişmesin,, diyenler de alaturkacı olarak nitelendirilmişlerdir. Baştan itibaren tamamen yanlış ve boşa kürek çekilmiş bir davadır " 2. Montesqieu'nün görüşünün etkisi Atatürk 1930 yılında Alman gazeteci emil Ludwig'e, Montesqieu'nün "Bir milletin mu******likteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmaz'' sözünü okuduğunu, tasdik ettiğini, bunun için mu*****ize önem verdiğini söylemiştir. 1 Kasım 1934 tarihinde TBMM'ni açış nutkunda Montesqieu'nün görüşüne yakın şu cümleyi söylemiştir -"Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir." 3. Müzik bilginlerinin olmayışı, sanat seviyesinin düşüklüğü Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimizyoktu. Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti. Darülelhan'ın eğitimi ye^tersizdi. Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu. Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk Ziya Gökalp'a inanmak durumunda kalmıştı. Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925-1930 yıllan arasında neyzenlik yapmış ve Ata'nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralannda bu durumu şöyle dile getiriyor -''Mu*****izin tarihini araştırdı, doğru dürüst cevap alamadı. Nazariyatını sordu, iki cümleyi yan yana getiremedik. Eserleri tahlil ettirmek istedi, sathından daha derinlere inemedik. ...en büyük mürşit ilimdir, diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası, ne de sanat fukaralığı bulunurdu." 8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk'ün etkisi büyük olan meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatıralarında İtalyan müziği ve Mısır'ın meşhur şarkıcılarından Müniret'ül Mehdiye Hanım'ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahneye çıkarak acemice ''sultani yegah" faslnı icrasına bağlıyor. Atatürk, sinirli bir şekilde konseri terk etmiş, ertesi gün gazetelerde şu nutku yayımlanmıştır "- Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniretü'l Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu. Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki, bu basit musiki Türk'ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi. Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faaliyete geçti. Hepsi oynuyor ve şen, şatırdırlar. Tabiatın icabatını yapıyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen şatırdır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketlerin acı, felaketli neticeleri Vardır. Bunun fariki olmamak kabahatti" alıntıdır... ZiyaretçiZiyaretçi 28 Aralık 2008 Mesaj 3 "atatürkün müzik sanatçılarıyla ilgili görüşleri"? fadedliverZiyaretçi 28 Aralık 2008 Mesaj 4 Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. İnsan siyasal bir yaratık olduğu kadar, uygar bir yaratıktır aynı zamanda. İnsanın siyasal yaratık olarak düşüncelerinin eseri, Devlettir, uygar duygularının eseri ise sanattır. Devlet ve sanat kavramları birbirine kapalı da değildir. Çünkü ikisinin de ortak kaynağı, temeli ve ülküsü toplum ile ilgilidir. Sanat, gerçeklerini toplum vicdanından alır toplum ile bağlantısını yitirmeksizin, onu aynı ülkü istikametinde yüceltmek için çalışır. Atatürk, yeni Türk devletine modern devlet örgütleri kazandırırken, yeni Türk sanatına, çağdaş anlamda gelişmesi ve ilerlemesi için, yeni bir espri getirmiş ve yeni bir yol açmıştır. Atatürk, sanatçı gibi ince ruhludur; yaratıcı bir muhayyelesi vardır ve kalbi insanlık duygularına açıktır. Bu özellikleri düşünce ve duygularına hâkimdir. O’nun Büyük Nutkunda ve öteki demeçlerinde başkalarına küfür, hakaret ve iftira yoktur. Yalandan nefret eder ve yalan söylememiş olmakla övünür. Atatürk’ün, yeni Türkiye’yi geliştirmesinde hâkim olan ruh ve düşünce, sanat düşüncesi gibi, evrensel etkilidir. Öte yandan güzel sanatları, eğitim, bilim ve kültür devriminin bir parçası olarak görür ve bunu her zaman tekrarlar1. Bu nedenledir ki, lâiklik ilkesini, sanat özellikle resim ve heykel sanatıyla yakından ilgili görür, bu nedenle bu iki sanat dalında gelişmek gereğine inanır ve bu bağlamda İslâmiyetteki tasvir yasağı üzerinde durur ve böyle bir yasağın olmadığını, İslâmiyetin ilk yıllarında puta tapmayı önlemek için getirilen düşüncelerin yanlış yorumlandığını savunarak, yanlış kanıları kırmaya çalışır2. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, sanat yaşamında gözlenen köklü değişiklikler Atatürk Devrimi diye nitelenen geniş kapsamlı olayın içinde yer aldı. Bu nedenle edebiyat, resim heykel ve müzik alanında ortaya konan girişimleri, kültür devrimi kapsamında görmek gerekiyor. Bu noktada Ferit Celâl Güven’in Ekim 1938 de yazdıklarından hareketle Atatürk’ün sanat ve sanatkâr bakışına ilişkin gözlemlerini aktaran bazı cümlelerini buraya alıyoruz “... Güzel sanatları, ruhların mürşidi, büyük bir mürebbisi olarak bize izah ederdi. O, sanatkârı ve sanatı, inkılâbın hizmetine, orduları vatan hizmetine çağırdı. O, Türk vatanı üzerinde, asırlarca sanatkârlara mevzu olabilecek, bin türlü bedialar vücuda getirdi. Eğer Türk sanatkârı bu bediadan, bu baş döndürücü mevzuları sadakatle taklit edebilirse kendisinden bekleneni ödemiş olabilir.... O’nun nazarında sanat; şahlanmış, telkin etmek istediğini korkusuz, tereddütsüz yapan sanattı. Sanatta neşe, tazelik, büyüklük, cesaret arardı, kütlelerin müşterek duygularını birden harekete getirmesini bilmeyen sanata kıymet vermezdi....”3. Atatürk’ün sanata ve bu arada resme olan ilgi ve alâkası öğrencilik yıllarına kadar iner. Bu hususla ilgili bir alıntıyı Kinross’tan aktarıyoruz “... Ali Fuat’la dost oldu. Yaz mevsiminde bir hafta sonunu Büyükada’da geçirmeye karar verdiler. Oteller pahalı olduğu için çamlıklarda kamp kuracaklardı.... çevredeki tabiat güzellikleri, mis gibi kokan çamlıklar, parıltılı deniz, yıldızlı gökyüzü kendilerinden geçirmişti onları... bir ara Mustafa Kemal dedi ki “Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resim üzerinde de dursaydım, Harbiye de dört duvar arasında kapanıp, kalmazdım... sabahleyin şafak söker sökmez de resim yapmaya başlardım.” 4 Sanatkâr, Atatürk için neyi ifade ediyordu? Diğer bir ifade ile Atatürk’e göre sanatkâr nasıl olmalıydı? İşte bu hususla ilgili bazı sözleri “Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” 1923 “Hepiniz mebus olabilirsiniz. Vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız. “ 1930 Bu sözler ile sanatın yaratma gücüne dayandığını, bunun da Allah vergisi olarak doğuştan geldiğini belirtiyor. “Sanatkârlarımızın mütemadi ve feyyaz mesaisinin daima takdirkârı bulunduğumu selâm ve hürmetlerimle beraber cemiyet azasına tebliğ etmenizi rica ederim. “ 1923 Hem bu sözler hem de “sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür.” 1930 sözü açık bir ifadeyle sanatkâra duyulan saygının bir göstergesiydi. Sanatkârı sürekli çalışan, çok verimli ve saygın insan olarak nitelendiren Atatürk, güzel sanatları, Türk ulusunun tarihi bir özelliği olarak görüyor, sanatın yaşamsal özelliğe sahip olduğunu vurgulayarak, ulusal bir ülkü şeklinde nitelendiriyordu. Bu arada sanatçıların işleyecekleri konular için bitmez tükenmez millî sanat hazinelerine yakın ve uzak tarihimize dönemlerine işaret ediyordu. Sanatı güzelliğin ifadesi olarak nitelerken, ulusların ilerleme yolunda belirli bir yerlerinin oluşmasını resim ve heykel yapmalarına, tekniğin gerektirdiklerini uygulamalarına ve sonuç olarak da insanların olgunlaşmasına bağlar. Güzel sanatların devrimler içindeki konumunu da şöyle ifade eder; “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat’î delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır”5. Cumhuriyetin onuncu yılındaki söylevinde güzel sanatlara da yer vermiştir. Bu söylevinde Türk milletini yüksek bir insan cemiyeti olarak niteleyerek, onun tarihi vasıfları içinde güzel sanatları sevmek ve onda yükselmenin de bulunduğuna işaret ediyordu6. 20 Eylül 1937 de Türkiye, ilk resim galerisine Atatürk’ün eliyle açıldıktan sonra sahip oldu7. Galerinin açılışı dolayısıyla sanatkârlara şöyle seslenir. “...Türkün eli işler, gözü güzeli görür, hissî heyecanda olursa, o yalnız kendi milletine değil, cihan kültürüne de örnekler ve şaheserler verecek kudretler gösterecektir.,”8 Görüldüğü üzere Atatürk, yukarıdaki alıntılarda olduğu gibi bu alıntıda da üzerinde durduğu göze çarpan husus güzel sanatların hem Türk kültürü ve hem de dünya uygarlığı içinde ne denli önemli bir işlev göreceği idi. Atatürk’ün resimler için durduğunu gösteren pek az kanıt vardır. Örneğin, ressam İbrahim Çallı “Türk milletinin gönlündeki Mustafa Kemal’in portresini yapmama izin verir misiniz paşam?” diye sorduğunda, “madem ki gönüllerde yaşayan Mustafa Kemal’i çizmek istiyorsun, benim modelliğime ihtiyaç yok”9, diye cevap verir. Çallı’ya bir portresi yaptırılmasına rağmen, O’nun durup durmadığı kesin olarak belli değildir. Yakınlık gösterdiği, hatta “sofra”sına davet ettiği ressamlar “bu yüksek sanatkâr” dediği İbrahim Çallı ile, en sevdiği portresini yapan Mihri Müşfik Hanımdır10. Mihri Hanım’ın yaptığı portre, İzmir’e düşmanın arkasından çizmelerinin tozu ile giren, sırtında pelerini ayakta, soldan gelen ışıkla gözleri ışıklar saçan Gazi’yi göstermektedir. Tablo tam bir boy portredir. Ancak, Atatürk’ün bu resim için durup durmadığı belli değildir. Yalnız, O’nun o zamanki hükümet tarafından bir yabancı ressama bir portresi sipariş edilir. Gazi, bu ressama bir süre durmuştur. Portrenin, kimi davetlilerce tam benzemediği belirtilir. Atatürk, bu görüşler karşısında, “olabilir fakat inanır mısınız bu portre bir aralık bana son derece benzemişti. Fakat üstat durmasını bilmedi. Sanatkârlar, kumandanlar gibi durmasını bilmelidirler. Aksi halde, vardıkları muvaffakiyet zümresinden iniş başlar....”11. “Çirkine tahammül edemiyorum “l2 diyen Atatürk’ün katlanamadığı bir diğer husus da, resimde kahramanlığı yanlış biçimde yorumlamadır. Onu sinirlendiren resim, yerde yatan bir Yunanlının göğsüne, süngüsünü saplayan Mehmetçiği göstermektedir. Tablo, Çankaya’ya bir tanıdığı tarafından gönderilmiştir. “ Ben kana bakamam. Bir tavuğun bile boğazlanmasına tahammül edemem “ diyen bu insanı, baktığı resim, Mehmetçiği küçülttüğü için de yaralar. “Kapatın ve kaldırın şunu ne iğrenç manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına” 13. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Türk ressamlarının yeni devlet felsefesine içten bir uyum gösterdikleri, yapıtlarını bu doğrultuda verdikleri görülür. Milli bilinci yerleştirme çabaları ve çağdaş bir devletin gerektirdiği toplumsal ve kültürel kurumları oluşturma çalışmaları, bir bakıma Türk sanatçısının yolunu aydınlatmıştır. 1930’larda yapılan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarında, konuyu simgesel ve alegorik görünümlerle yansıtma çabası ağır basar. Atatürk figürü, bu tür tablolarda, resmin merkezi ağırlığını oluşturmakta, etrafını köylü ve kentli insanlar çevirmekte, bağımsızlık tutkusunun ulusça paylaşıldığını vurgulayan yorumlara öncelik verilmektedir. Bu resimlerde coşku, sevinç, ulu önderin çevresinde halkalanmanın getirdiği değişmez bir mutluluktur. Hemen tümü, bu mutluluğu, kendi açılarından, bir kompozisyonun temel etkinliği olarak işlemişlerdir. Örneğin, Ankara Halkevi’nin düzenlediği Onuncu Yıl İnkılâp Sergisi’ne önemi gereği, bütün sanatçılar katıldılar. Atatürk’ün ilgi ile izlediği, gezdiği sergide, daha çok devrimlerle ilgili konularla Atatürk portrelerine ağırlık verilmiştir. 1924’te Avrupa’ya sanatçıların gönderilmesi, Avrupa’dan dönenlerin Yeni Resim Cemiyeti’nin uzantısı sayılan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’ni kurarak modern resmin temelini atmaya çalışması, 1933’te “D Grubu”nun kurulması, aynı yıl ressamlar için “Yurt Gezileri’nin düzenlenmesi, yine 1930’larda kurulan ve amacı, sanat alanındaki tüm çalışmaların “ulusal ülküye uygun olarak yürütülmesine ve yayılmasına, ulusun bu yönden yetişmesine ve yücelmesine” çalışmak olan Ar Genel Direktörlüğü’nün oluşturulması ve güzel sanatlar, kültür açısından önem taşıyan AR dergisinin çıkartılması, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çeşitli kentlerde sergiler düzenlenmesi, Atatürk döneminin sanata ve resme bilinçli olarak koruyuculuk yapmasının kanıtlarıdıkaynak MisafirZiyaretçi 21 Ekim 2010 Mesaj 5 atatürkün güzel sanatlarla ve müzikle ilgili görüş ve düşünceleri sıra halinde MisafirZiyaretçi 22 Kasım 2010 Mesaj 6 Lütfen 6. sınıfa gidiyorum ve müzik öğretmenimiz bana ''Atatürk'ün Türk müziğine ilişkin düşüncelerini araştırmamızı istedi yardım edin lütfen MisafirZiyaretçi 24 Mart 2011 Mesaj 7 Atatürk'ün Türk müziğine ilişkin düşüncelerini araştırmamı istedi müzik hocası lütfen yardım edin teşekkürler MisafirZiyaretçi 25 Nisan 2011 Mesaj 8 ben öğrencisiyim atatürkün türk müziğine ilişkin düşüncelerini istiyorum lütfen bana yardım edin MisafirZiyaretçi 26 Nisan 2011 Mesaj 9 bende öğrencisiyim bana yardım eder misiniz? atatürk'ün türk müziğine katkıları nelerdir? MisafirZiyaretçi 27 Nisan 2011 Mesaj 10 Ben öğrencisiyim ve öğrtmenimiz bizden atatürk`ün türk müziği ile ilgili ilşkilerini araştırın dedi fakat hep uzun ve tüek müziği ile ilgili bulamıorum.

atatürk ile ilgili duygu ve düşünceler