🌃 Mimar Sinan Ve Mihrimah Sultan
MimarKoca Sinan kitabındaki pergel ve açıklama Resim 3. “Mimar Sinan’a ait pergel” (Fotoğraf U. GENÇ) Resim 4. Pergel olarak algılanan türbe planı. Resim 5.a-b. Nakkaş Osman minyatüründe Mimar Sinan ve İstanbul panoramasında Mimar Sinan olduğu düşünülen Osmanlı Resim 6.
BüyükUsta Koca Mimar Sinan. Doğumu: 29 Mayıs 1489 Ağırnas. Vefatı: 17 Temmuz 1588 İstanbul. Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 2. Selim ve Sultan 3. Murat dönemlerinde baş mimarlık yapmıştır. Osmanlı tarihinin en yüksek çağı kabul edilen 16. Yüzyılı Türkler için özümleyen dört ad vardır.
Fotoğrafta görmüş olduğunuz camii Üsküdar'ın sembollerinden, Mihrimah Sultan Camiidir. Mimar Sinan'ın eserlerinden biri olan bu yapı, padişahın kızı, Mihrimah Sultan'a olan aşkını
Mimar Sinan'ın aşkı burada mı gizli? Mimar Sinan'ın kavuşamadığı Mihrimah Sultan adına yaptığı iki camide gizlenen büyük sır! +21. Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan Üsküdar ve
Mimar Sinanın Mihrimah Sultan. Mimar Sinan Kimdir İstanbul Osmanlı Baş Mimarı İnşaat Mühendisi Baş Yapıtı Ustalık Eseri Dünya Usta Mimarlık. HAYATI. Osmanlı İmparatorluğunda Ser Mimaranı Hassa yani saray mimarlarının başı olan Sinan bin Abdülmennan (Mimar Sinan), 1489 yılında Kayseri’nin Ağırnaz Köyünde dünyaya
Türk mimarlık tarihinin en büyük ismi şüphesiz Mimar Sinan’dır. Sinan sadeceOsmanlı mimarisinin değil dünyanın da en büyük mimarlarından birisidir.Kimliği, doğup büyüdüğü zamanın ve coğrafi sınırların çok ötesine geçenbu büyük mimarın eserleri de mensubu olduğu imparatorluğun büyüklüğüneyaraşır bir sahayı kaplamakta, birçok ülkeyi içine alan
A Mythical Tale of Love: Mimar Sinan and Mihrimah Sultan. Istanbul and its architecture are already mystical but it gets even more interesting when considering the Turkish myth about the famous architect Mimar Sinan’s two Mihrimah mosques. These two mosques, named after princess Mihrimah Sultan – the favorite daughter of Sultan Süleyman the Magnificent – hold a beautiful and romantic tale within its architectural design.
Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. İstanbul’un en güzel yerlerinden birine Üsküdar’a Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir kendisinden. 1540 yılında inşa etmeye başladığı cami’yi
MimarSinan ve Mihrimah (Mihr-ü mah) Sultan arasında yaşandığı iddaa edilen aşk efsanesini araştırdık.Bu efsanenin bir çok değişik yorumu var. Videoyu fazla
I7tcOW. Mihrimah Sultan kimdir? Güzelliği ile dillere destan olan Mihrimah Sultan hayatı ve çocukları araştırılmaktadır. Adına mimari eserler yapılan Mihrimah Sultan hakkında her şey... Mihrimah Sultan biyografi doğum; 1522, İstanbul ölüm; 25 Ocak 1578, İstanbul ebeveynleri; Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın kızı. Mihrimah Sultan hayatı İlk yılları 1522'de, Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın Mehmed'den sonraki ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Mihrimah Sultan'ın doğumundan 2 yıl sonra da Hürrem Sultan, I. Süleyman'ın ölümünden sonra yerine geçecek olan diğer çocuğu II. Selim'i dünyaya getirdi. Gençlik yılları 1539'da 17 yaşındayken Diyarbekir Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirildi. Düğün töreni iki küçük erkek kardeşi Bayezid ve Cihangir'in sünnet düğünüyle birlikte At Meydanı'nda şölenlerle kutlandı. Rüstem Paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu ve 1544-1561 yılları arasında 2 yıllık bir süre hariç kesintisiz sadrazamlık yaptı. Bu evlilikten 1541'de bir kız çocukları dünyaya sonra 1545'te Murat Bey'i,1547 de Mehmet Bey'i dünyaya getirdi. Mihrimah Sultan yaşamı boyunca devlet işlerinde çok söz sahibi oldu. Babasını Malta'ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği bile söylenir. Annesi Hürrem Sultan gibi Lehistan kralı II. Zygmunt August'la yazışmalar yaptı. Çok büyük bir servet sahibi oldu. 1540-1548 yılları arasında Mimar Sinan İstanbul'un Üsküdar ilçesinde cami Üsküdar İskele Camii, medrese, ilkokul ve hastaneden oluşan büyük bir külliye yaptı. Ayrıca 1562-1565 yılları arasında yine Mimar Sinan İstanbul'un Edirnekapı semtinde cami, çeşme, hamam ve medreseden oluşan Mihrimah Sultan Camii ve külliyesini yaptı. Annesi 1558'de öldükten sonra babasına annesinin oynadığı danışmanlık rolünü oynadı. 1566'da babası öldükten sonra yerine geçen erkek kardeşi II. Selim'in saltanatı boyunca da danışmanlığını sürdürdü. Anneleri Hürrem Sultan ölmüş olduğu için kardeşi için adeta bir Valide Sultan rolünü oynadı. Mihrimah Sultan Son yılları Mihrimah Sultan'ın babası I. Süleyman'ın kabrinin bitişiğinde bulunan sandukası, Sultan Süleyman Türbesi, Fatih, İstanbul Mihrimah Sultan 1578'de yeğeni erkek kardeşinin oğlu III. Murat'ın saltanatı sırasında öldü ve babası I. Süleyman'ın Süleymaniye Camii'ndeki türbesinde babasının yanı başında gömüldü. Popüler kültürdeki yeri 2003 yapımlı Hürrem Sultan adlı televizyon dizisinde Özlem Çınar tarafından canlandırılırken, 2011-2014 yılları arasında yayınlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Pelin Karahan tarafından canlandırılmıştır.
MİMAR SİNAN ANASAYFAYA DÖN Biyografi Yapıları Banileri Sinan Efsaneleri Suphi SAATÇİ Bir büyük cihan devletinin baş mimarı olan Sinan, askerî, politik ve ekonomik gücünün de zirvede olduğu 16. yüzyılda, dünyanın merkezi olan İstanbul'da birbirinden çarpıcı eserler inşa etmiştir. Osmanlı mimarisinin Klasik Çağı'nı simgeleyen Sinan, bu dönemde büyük külliyeleri ile özgün cami tasarımlarını hayata geçirmiştir. Sinan'ın Şehzade Camii'nden sonra tasarladığı Süleymaniye, içerdiği farklı işlevli yapılar topluluğu olarak, Türk mimarlık tarihinin de en büyük ve en geniş kapsamlı külliyesi sayılır. Öldüğü zaman Sinan'ın ünü, artık bütün bir imparatorluğun sınırlarını aşmıştı. Sinan yaşadığı çağa sığmamış ve ölümsüz bir türkü halinde yankılanmıştır. Bu tarihten itibaren büyük şöhrete kavuşan Sinan'ın hayatı ve yaptığı işler halk arasında hikâyelere, rivayetlere konu olmuş, daha sonraları bu hikâye ve rivayetler efsanelere söylencelere dönüşmüştür. Adeta bir destan kahramanı kimliğine büründürülmüş ve bir efsane gibi halk arasında dillerde dolaşan hikâyelere konu olmuştur. Bu söylencelerin bir kısmı aşağıda sıralanmıştır. Mimar Sinan'ın Büyük Aşkı Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın, eşi Hürrem Sultan'dan doğan biricik kızına Mihrimah adı verilmiştir. Farsça Güneş anlamına gelen Mihr ve Ay anlamına gelen Mah adlarından oluşan mürekkep bir ad verilmiştir. Kanunî'nin el bebek, gül bebek yetiştirilen ve nazla büyütülen kızı Mihrimah Sultan dünya güzeli bir kızdır artık. Öyle rivayet edilir ki Mihrimah Sultan, sarayın baş mimarı olan Sinan'a Üsküdar'da bir cami yapmasını sipariş eder. Bunun üzerine Sinan, Mihrimah Sultan adına İskele Camii de denilen eseri inşa eder. Ancak bu vesileyle Sinan gönlünü padişahın biricik kızına kaptırır. Ne var ki Sinan'ın büyük aşkı Mihrimah Sultan'a Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa talip olur. Bu haber, bir anda halk arasında hızla yayılır ve kulaktan kulağa dedikodular dolaşır. Zengin fakat cimri olan Rüstem Paşa ayrıca Mihrimah Sultan'a göre yaşlıdır. Dahası Rüstem Paşa'da cüzzam hastalığı vardır. Yayılan bu dedikodular cihan padişahı Kanunî Sultan Süleyman'ın kulağına kadar gider. Kızını Rüstem Paşa ile evlendirmek isteyen Kanunî'nin, yayılan bu dedikodulardan canı çok sıkılır. Paşa'nın cüzzamlı olup olmadığını öğrenmek için sarayın başhekimini Diyarbakır'a gönderir. Beylerbeyi olan Rüstem Paşa'yı muayene eden başhekim Paşa'nın kaftanında bir iki bit bulur. Cüzzamlılarda bit olmayacağı için durum aydınlanır. Böylece Rüstem Paşa Veziriazamlığa atanır ve Mihrimah ile evlendirilerek padişahın damadı olur. Hikâye doğru mu değil mi bilinmez ama bir şairin söylediği beyit, bu rivayetin doğruluğunu ima etmektedir. Kaynaklarda geçen iki dizelik bu beyit şöyledir Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar Yani adamın üzerinde bit çıksa yerine göre işe yarar. Bu yüzden Rüstem Paşa'ya “Kehle-i itibar veya Kehle-i İkbal” lakabı verilmiştir. Bu da itibar veya ikbal kazandıran bit anlamına gelmektedir. Kanunî, kızı Mihrimah'ı Rüstem'le evlendirince, Sinan'ın aşkı içini kavurmaya devam eder. Üsküdar Mihrimah Camii'nden 14 yıl sonra Sinan ikinci bir cami siparişi daha alır. Sinan, sevdiği ve gönlünün sultanı kabul ettiği Mihrimah'ın, bu seferki siparişi için işe koyulur. Ona İstanbul'un bir başka yüksek tepesini seçer Edirnekapı'da surun dibinde, adeta inzivada olan bir yerde karar kılar. Gözlerden uzak, yalnız ve ıssız bir semtte, Mihrimah Sultan için ölümsüz bir eser tasarlar. Camii'nin dört taraftan ışık alan yüksek kubbesi, bütün yapıya egemen bir konumdadır. Anıtsal kubbenin asaletli duruşu ve yalın güzelliği Mihrimah Sultan'ı simgelemiştir. Yanında sadece nöbet tutarcasına bekleyen bir yalnız minare vardır. Bir benzeri olmayan bu tasarımda Sinan'ın, gönül sultanına karşı duyduğu aşkı dile getirdiği rivayet edilmektedir. Bu aşkı ayrıca camiin iç dekorasyonda da ifade eden Sinan, renkli kalem işi ve alçı bezemelerde de Mihrimah'ın yazmasının oyalarını yansıttığı söyleniyor. Yine rivayet ediliyor ki gece ile gündüzün eşitlendiği 20-22 Mart tarihlerinde, Edirnekapı Camii'nin siluetinin arkasında güneş batarken, Üsküdar'daki Cami'nin minareleri arasından ayın doğuşu görülür. Efsaneye meraklı olanların muhayyilesinde daha da geliştirilen bu söylencelerde mihr güneş ile mah ayın aynı anda görünmesinden dolayı, Kanunî'nin kızına Mihrimah adının verildiği anlatılıyor. Ters Lale Sinan, Padişah İkinci Selim'den bir cami siparişi alınca, uygun bir yer aramaya çalışmıştır. Padişahın Edirne'de yaptırmayı düşündüğü cami için, Sinan beğendiği yerin sahibi aksi bir kadınmış. Cami için beğenilen yerde o zamanlar lale bahçesi varmış. Sinan, Selimiye Camiinin şimdiki yerini beğenmiş, ama arsa sahibinin rızasını almak öyle sanıldığı kadar kolay olmamıştır. Arazinin sahibi olan kadın yeri vermek istemeyince Sinan, Sultan İkinci Selim ile birlikte çıkılan bir Balkan seferi dönüşünde Edirne'deki arsaya gelirler. Kadın, karşısında yüce hünkârı görünce ve aynı teklifi ondan da duyunca kabul etmekten başka çaresi kalmaz. Ancak bunu bir şart ile kabul etmiştir. Kadın camide lale motifleri kullanılmasını ve bir zamanlar burasının Lale bahçesi olduğunun unutulmamasını ister. Bu istek İkinci Selim tarafından kabul edilir ve Mimar Sinan'a bu isteğin yerine getirilmesi talimatı verilir. Mimar Sinan, gönülsüz olarak kadının arzusunu yerine getirir ve Camii'nin tam ortasında yer alan müezzin mahfilinin sol ön ince mermer ayağının iç kısmında, yaklaşık 5 cm boyunda ve ters olarak sütuna işletir. Rivayete göre Sinan'ın işlettiği lale motifi, caminin arsası içinde eskiden bir lale bahçesi olduğunu, , ters yapılması ise sahibinin tersliğini ifade etmektedir. Eğri Minare Hikâyesi Sinan hakkında dillerde dolaşan bir diğer rivayet Eğri Minare söylencesidir. Sinan'ın dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını dile getirmesi bakımından önemli gördüğümüz bu yaygın hikâye şöyledir Hızla ilerleyen Süleymaniye Külliyesi'nin inşaatı bitmek üzeredir. Külliyenin içinde dört minareli cami, en görkemli yapı olarak herkesin ilgisini çekmektedir. Ne var ki minarelerin biri, orada oynayan bir çocuğa göre eğri duruyormuş. Çocuk çalışan ustalara yaklaşarak, minarelerden birinin eğri durduğunu söylemiş. Bunun üzerine ustalar minarenin düzgün olduğunu dillerinin döndüğü kadar anlatmaya çalışmışlarsa da, çocuğu bir türlü inandıramamışlardır. Çocuk da minarenin eğri olduğu üzerinde ısrar edince, ustalar çocuğu döverek azarlamıştır. Dövülen çocuk hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Bu sırada Mimarbaşı Sinan, inşaat yerine ulaşmış ve ağlayan çocuğa ne olduğunu sormuş. Çocuk - Şu minarenin eğri olduğunu söyleyince, beni bu amcalar dövdü, demiş. Sinan da, ustalara göz kırparak, hışımla - Çocuk haklıdır. Hemen minareyi düzelteceğiz, diyerek kararını vermiş. Bunun üzerine bir işçi, yanında uzun ve kalın iplerle birlikte minareye çıkarılmış. İpin bir ucunu minarenin gövdesine sıkıca bağlayan işçi, diğer ucunu aşağıya sarkıtmış. Bir kaç işçi de ipin aşağıya sarkan ucunu kavradıktan sonra, Sinan çocuğa sormuş - Minare hangi yöne doğru eğrilmiştir? Çocuk - Şu yöne, deyince Sinan ipi ters yöne doğru çekmelerini emretmiş. Ustalar ipe biraz asıldıktan sonra, Sinan tekrar çocuğa sormuş - Nasıl, düzeldi mi? Çocuk - Biraz daha çekilmeli, cevabını vermiş. Bu sefer Sinan - Haydi aslanlarım, biraz daha gayret, demiş. Ustalar tekrar yalancıktan ipe asılmışlar. Sinan tekrar çocuğa dönerek sormuş - Şimdi nasıl, tam düzeldi mi? Çocuk - Evet amca, işte şimdi düzeldi, demiş. Sinan da - Artık ipi bırakabilirsiniz. Minare tam düzelmiş oldu, dedikten sonra, çocuk için şeker aldırtmış ve onu severek teşekkür etmiş. Çocuk isteği yerine geldi diye, güle oynaya arkadaşlarının yanına koşmuştur. Ancak bütün usta ve işçiler hayretler içinde Mimar Sinan'a bakmaktadırlar. Sinan da bunun farkındadır. Onların merakını gidermek için Sinan, usta ve işçilere şöyle hitap etmiş - Hepinizin hayret ve merak içinde olduğunuzu biliyorum. Küçük çocuğu ikna edebilmek için çok basit yollar varken, onu döverek inandırmaya zorlamak, siz koca adamlara yakışır mı? Unutmayınız ki karşınızdaki bir çocuktur. Onu ikna edemezsiniz, halkı da ikna edemezsiniz. Şimdi bu çocuk, mahalle mahalle dolaşarak, burada yapılan minarenin eğri olduğunu avaz avaz bağırıp halka duyurursa, yaptığımız bu caminin adı Eğri Minareli Cami olarak kalır. Fakat siz çocuğu anlayacağı bir üslupla inandırırsanız, hem o, hem biz rahat ederiz. Şimdi anladınız mı neden böyle davrandığımı? Bunun üzerine usta ve işçiler, Mimarbaşı Sinan'a hak vererek, yaptıkları hatayı kabul etmişler. Acem Şahı'nın Hediyesi Süleymaniye inşaatının uzaması da çeşitli dedikoduların yayılmasına yol açmıştır. Bunlardan birisi Acem Şahı'nın hediye gönderme hikâyesidir. Sinan'ın başladığı Süleymaniye Külliyesi'nin inşaat sürecinin uzaması, özellikle Külliye'nin merkezindeki Cami'in bir türlü tamamlanamayışı, herkesi tedirgin etmeye başlamıştır. Bu hususta kulaktan kulağa fısıltılar yayılmaya başlamıştır. Güya koskoca Osmanlı devletinin bütçesi iflas ettiği için Cami'ye harcama yapılamamaktadır. Cihan Padişahı Kanunî'nin hazinesi de boşaldığından dolayı Cami inşaatı durmuştur artık. Dedikodular artık İran Şahı'na kadar ulaşmıştır. Bunu altın fırsat bilen Acem Şahı, değerli taşlardan oluşan bir sandık dolusu mücevheratı, Osmanlı Padişahı'nın yaptırdığı Cami'ye yardım olsun diye elçisi vasıtası ile İstanbul'a göndermiştir. İran elçisi Padişahın huzuruna çıkarak mücevherat dolusu sandığı, Padişahın önüne koyduktan sonra şunları söylemiştir “İran Şahı Süleymaniye inşaatının tamamlanması için, şu değerli mücevherat sandığını yardım olsun diye size sunmaktadır.” Bu sözlere sinirlenen Kanunî Sultan Süleyman, Mimar Sinan'ı huzuruna çağırmış ve elçinin önünde şunları söylemiştir “Bak Mimarbaşı, İran Şahı bize Süleymaniye inşaatını bitirebilmemiz için, kıymetli taşlar göndermiştir. Al bu kıymetli taşları, hazırladığın harca kat ki işe yarasın.” Sinan'ın Nargile İçmesi Süleymaniye Camii inşaatının uzaması ile ilgili bir diğer rivayet de şudur Süleymaniye Camii'nin bir türlü tamamlanamayışı üzerine sinirlenen Kanunî Sultan Süleyman, hışımla atı ile birlikte Süleymaniye'nin şantiyesine girer. Bir de ne görsün, Mimar Sinan büyük kubbenin altında ve Cami'in tam ortasında oturmuş nargile içiyor. Sinirlenen Padişah Sinan'a söylenmeye başlamış - Benim Cami'im neden bir türlü bitmiyor Mimar başı? Şimdi sebebini anladım. Bizim Mimar başı oturmuş nargile fokurdatarak keyif çatıyormuş demek ki… Sebebi şimdi zahir oldu. Sinan da - Devletli padişahım, benim maksadım nargile içerek, keyif çatmak değildir. Benim muradım Cami içindeki dumanın gidiş yönünü tespit etmektir. Zira cami içinde yanan yüzlerce kandilden çıkan islerin ne tarafa doğru gittiği tespit edilirse, o tarafta bir is odası yapılabilir. O zaman hem Cami islerinden kurtulur, hem de toplanan islerden âlâ mürekkep yapılıp hattatlara verilebilir, demiş. Bunun üzerine padişahın sinirleri yatışıp, Mimar başına “aferin” diyerek taltif etmiştir. Büyük usta Sinan'ın hikâyelere konu olan söylenceleri de hikmet, marifet ve derslerle dolu nice mesajlar taşımaktadır.
Amasya Belediyesi tarafından yapımı süren 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'nde' Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Hürrem Sultan'ın kızı Mihrimah Sultan'a olan aşkı yaşatılacak. Kaynak DHA Eklenme 24 Ocak 2013 1358 Amasya Belediyesi tarafından yapımı süren 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi'nde' Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Hürrem Sultan'ın kızı Mihrimah Sultan'a olan aşkı yaşatılacak. Amasya Belediye Başkanı Cafer Özdemir, Mimar Sinan'ın, Mihrimah Sultan'a karşı olan platonik aşkıyla ilgili, rölyef, hikaye, resim ve bilgilerin müzenin bir bölümünde yer alacağını söyledi. Amasya Belediyesi tarafından yaklaşık 1 yıl süren proje ve hazırlık çalışması ardından ay önce 'Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi' inşaatına başlandı. 8 bin metrekarelik alan üzerinde yapılan inşaat çalışması büyük oranda tamamlandı. Müze binasının iç donanımı ile çevre düzenleme çalışmalarının devam ettiği belirtildi. Müzede başta Ferhat ile Şirin olmak üzere, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Remeo ile Juliet, Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan'ın aşk hikayesi ile Anadolu'da aşıklık geleneği, yavukluluk kültürü ve Mevlana ve Hacıbektaşı Veli'nin felsefesiyle anlatılan ilahi aşkın yer alacağı belirtildi. Amasya'ya ait olan Ferhat ile Şirin hikayesinin yanı sıra anlatılacak Mimar Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın kızı olan Mihrimah Sultan'a olan aşkı da ilgi çekti. Müze yapım çalışmaları sürerken bir çok Amasyalının Osmanlı döneminde yaşanan bu platonik aşkın hikayesini merakla beklediği belirtildi. Amasya Belediye Başkanı AK Parti'li Cafer Özdemir, milyon TL'lik projenin Haziran ayında açılışının yapılmasının planlandığını belirterek, "Müzede insanlara edebiyata yansımış efsaneleşmiş aşkları işlemek istedik. Hikayeler arasında Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan aşkıda yer alıyor. Mimar Sinan'ın ile Mihrimah Sultan'a olan platonik aşkını yansıtmak istedik. Biz rölyefler, resimler, müzikler ile bu aşkı müzemizin bir bölümünde canlandırıp insanlara anlatacağız" koordinatörü Amasya Belediye Başkan Yardımcısı Osman Akbaş'ta Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan aşkının hikayetini anlattı. Mimar Sinan ve Vezir Rüstem Paşa'nın Mihrimah Sultan'a evlenmek için talip olduklarını söyleyen Akbaş, şöyle devam etti "Ama Hürrem Sultan kızı için Rüstem Paşa'yı tercih eder. Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a olan aşkını Hürrem Sultan bilmektedir. Buna rağmen Rüstem Paşa Mihrimah Sultan'la evlendirilmiş. Mimar Sinan'a bir fermanla Üsküdar'da Mihrimah Sultan adına bir cami yapılması talimatı verilir. Üsküdar'da iki minareli oldukça büyük dışarıdan görüntü itibariyle kubbelerin dökümü açısından saçları omuzlarına dökülmüş bir bayan silüeti gibi iki minareyle Rüstem Paşa ile Mihriman Sultan'ı anlatmaya çalışır. Miman Sinan ama o kadar büyük bir camide kendi mimari tarzının tersine karanlık bir cami yapar. Bunu da Rüstem Paşa'ya olan kinini veya Rüstem Paşa'nın ne kadar kötü ruhlu bir insan olduğunu anlatmaya çalıştığı ifade ettiği rivayet edilir. Daha sonra herhangi bir talimat olmadan Mimar Sinan Edirnekapı sırtlarında tek minareli Küçük Mihrimah Sultan Camisini yapar. Tek minare ile kendisini anlatır ama koskoca kubbeyi 160 tane pencere ile aydınlık bir cami haline getirir. Bu aydınlıkta Mimar Sinan kendi aşkını ve aydınlığını ifade etmeye çalışmıştır." Müzede Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan aşkındaki 21 Mart tarihinin öneminin yansıtılacağını söyleyen Osman Akbaş, "21 Mart tarihinde Mimar Sinan çok büyük bir hesaplama harikasını gerçekleştirmiştir. Bu tarihte güneşin batışı ile ayın doğuşu aynı ana denk gelir. Ay Üsküdar tarafındaki çift minareli Mihrimah Sultanı camisinin minarelerinin arasından doğarken, güneş Edirnekapı sırtlarındaki tek minareli caminin arkasından batar. Farsça bir isim olan Mihrimah ay ve güneş anlamına gelir. 21 Mart tarihi de Mihrimah Sultan'ın doğum günüdür. Biz burada Mimar Sinan'ın muhteşem bir mimari gücünü görüyoruz. Mimar Sinan yaptığı iki cami ile Mihrimah Sultan'a olan aşkını anlatmaya çalışmıştır" diye konuştu. Akbaş, müzede 8 bölümün bulunacağını her bölümde bir aşk hikayesinin anlatılacağı söyledi. Twitter'dan takip etmek için tıklayınız Bu Habere Tepkiniz
Haberler > Kafatasçılık İddialarını Alevlendiren Olay Mimar Sinan'ın İncelenmek Üzere Çıkarılan Kafatası Kaybolmuş - 1630 1935 yılında döneminin gazeteleri, Mimar Sinan’ın mezarının Mustafa Kemal Atatürk’ün izniyle açıldığını ve kafatasının mezarından çıkarıldığını yazdılar. Bu durumun sebebinin Mimar Sinan’ın Türk olduğunu ispatlamak olduğunu ileri sürdüler. Mimar Sinan’ın kafatasının üzerinde yapılan araştırmalar sonrasında brakisefal ve Türk olduğunu, kafatasının Antropoloji Müzesi’nde muhafaza edileceğini yazdılar. Acaba gerçekler bu gazete haberlerinde olduğu gibi miydi? Eğer siz de yıllardır çok tartışılan bu iddiayı merak ediyorsanız yazımızı okuyabilirsiniz. "Mimar Sinan’ın Kafatası Nerede?" başlıklı köşe yazısı ile tartışmalar başladı. Bu haberlerin üzerinden 63 yıl geçtikten sonra tarihinde “Mimar Sinan’ın Kafatası Nerede?” isimli bir köşe yazısı yayınlandı. Yazar Mustafa Armağan, köşe yazısında Mimar Sinan’ın kafatasının mezarından çıkarıldığını ve sonrasında kaybolduğunu iddia etti. Böylece 1935 yılında ölçülen kafatasının tekrar mezara konmadığını, hiçbir devlet kurumunda bulunmadığını ve kayıp olduğunu yazısıyla duyurmuş oldu. Bu iddia, Atatürk’e düşman çevreler tarafından kullanıldı. Bu haber; kısa süre içerisinde gazetelere, dergilere, televizyon programlarına konu oldu. Kafatası ölçümü; topluma ırkçılık, soykırım, faşizmi çağrıştığı için ortaya atılan bu iddia; Atatürk’ü ve kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni kafatasçı, ırkçı, soykırımcı olarak damgalayan kesimler tarafından kullanıldı. Ertesi gün Türk Tarihi Araştırma Kurumu Başkanlığı tarafından gazetelerde açıklama yazısı yayınlandı. tarihinde yayınlanan gazete haberi gerçeği yansıtmıyordu. Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın başkan yardımcısı olduğu Türk Tarihi Araştırma Kurumu Başkanlığı, resmi bir açıklamayla bu haberi hemen ertesi gün yalanladı. tarihinde gazetelerde çıkan açıklama yazısında tarihinde Mimar Sinan’ın mezarının küçük bir kısmının Türk Tarihi Araştırma Kurumunun seçmiş olduğu kurul önünde büyük bir titizlikle açıldığı, yapılan incelemeler sonucunda iskeletin büyük bir bölümünün bozulmuş durumda olduğu için yine aynı kurul üyeleri önünde kapatıldığı belirtildi. Sadece Mimar Sinan’ın mezarının mimari açıdan incelenmesi için toprak altında ve üstünde kalan bölümlerinin ölçülerinin alındığı açıklandı. Yani Mimar Sinan’ın kafatasının incelendiğine ilişkin haberler resmen yalanmış oldu. Mimar Sinan’ın mezarını açan kurulun üyelerinden Mimar Sedat Çetintaş’ın 1963 yılında yaptığı açıklama da iddiayı yalanlıyor. Mimar Sinan’ın mezarını açan kurulda bulunan üyelerden Mimar Sedat Çetintaş, yıllar sonra bir açıklama yaptı. Tamamıyla kesme taştan yapılmış olan mezarın yan tarafından bir taşı çürütüp açtırdığını söyledi. Bu açılan kısımdan tek omzuyla başını sokabildiğini, cesedin tamamıyla çürümüş olduğunu, kafa örneğinin ise toz hâlinde çökmüş olduğunu belirtti. Bursa Yeşiltepe’nin kav kısmındaki birçok cesetten aynı şekilde hiçbir şeyin kalmadığını da açıklamasına ekledi. Mimar Sinan’ın mezarında omuzlardan inen kol kemiklerinden onar santimlik parçalar ile kafatası kısmında sadece 3-4 santim çapında bir parça bulabildiğini söyledi. Mimar Sedat Çetintaş, bu parçaları idare heyeti huzurunda antropolog Şevket Aziz Kansu’ya vermiş. Çetintaş, bu olay sayesinde Mimar Sinan’ın mezarının iç ve dışını rölöve edip levhalarını Resim ve Heykel Müzesi’ndeki eserleri arasına katabilmiş. 1963 yılında yayımlanan Mimar Sedat Çetintaş’ın bu açıklaması da 'Mimar Sinan Türk ırkındandır.' diyen haberleri yalanmıştı. Aslında Mimar Sinan, Atatürk döneminde devşirme olarak tanıtılmıştı. Gerçekte ise Mimar Sinan, Atatürk döneminde devşirme bir Müslüman olarak tanıtılmıştı. Yani Mimar Sinan'ın Türk olmama ihtimali oldukça yüksekti. Kayseri’nin bugünkü Ağırnas köyünde Rum, Ermeni ya da Hristiyan Türk olarak doğmuş. “Gebren” olarak bilinen Kapadokya’daki yerleşik Şaman inancından olan Türk topluluğuna mensup olabileceği de iddialar arasında yer alıyor. Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim devrinde İstanbul’a gelmiş ve yeniçeri ocağına katılmış. Sonuç olarak Mimar Sinan’ın ölümünden tam 347 yıl sonra açılan mezarında kafatasının bütün hâlde bulunamaması epey mantıklı fakat bulunan o küçük parçanın nerede olduğu hâlâ bilinmiyor. O parçanın Ankara’da gizli bir mahzende saklanıyor olabileceği iddialar arasında. 1935 yılında yayınlanan gazetelerin bir kısmında Mimar Sinan’ın kafatası parçasının Türk İslam Eserleri Müzesi’nde olduğu yazmasına rağmen bu konuyla ilgili kesin bir bilgi yok. Bazı tarihçilere göre ise kafatası parçası Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde bulunuyor.
mimar sinan ve mihrimah sultan